Küresel piyasalarda son beş ila altı yıldır ikincil piyasa faizleri yukarı yönlü bir seyir izliyor. Merkez bankalarının faiz indirimine gittiği dönemlerde bile piyasa faizlerinin yüksek seviyelerde kalması ekonomistlerin gündeminde yer alıyor. TSKB Başekonomisti Dr. Burcu Ünüvar, bu tablonun arkasındaki temel dinamiğin merkez bankalarının doğrudan müdahale edemediği borç ve maliye riskleri olduğunu dile getirdi. ABD on yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5 seviyesini aşmasının piyasalarda ciddi bir tedirginlik oluşturduğunu aktaran Ünüvar, kamu borcunun milli gelire oranındaki her bir puanlık artışın ikincil piyasa faizlerini yukarı taşıdığını ifade etti. Gelişmiş ülkelerdeki mali belirsizliklerin faizler üzerindeki baskıyı sürdüreceğini belirten Ünüvar, bu ortamda merkez bankalarının attığı adımların borç ve maliye kaynaklı riskleri tek başına ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini savundu.
Ekonomi Masası programında yaptığı değerlendirmede küresel faiz tablosuna da değinen Ünüvar, ABD Merkez Bankası’nın iktisadi aktivitedeki canlılık nedeniyle yeni bir faiz artırımına gidebileceğini öngördü. Avrupa Merkez Bankası cephesinde büyüme zayıflığı ile enflasyon arasındaki denklemin daha karmaşık bir hal aldığını belirten Ünüvar, piyasa faizlerinin önden gittiği, merkez bankalarının ise onların peşinden geldiği bu ortamda faiz kararlarının piyasayı tam anlamıyla sakinleştiremeyebileceği uyarısında bulundu. Yüksek faiz ortamının bir süre daha kalıcı olacağını öngören Ünüvar, bu tablonun gelişmekte olan ülkeler açısından dış finansman maliyetlerini doğrudan etkilediğini vurguladı. Dış açık veren ülkeler için uluslararası finansal sistemle entegrasyonun ve güven tesisinin kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Ünüvar, bu çerçevede sermaye piyasalarının derinleşmesinin kaçınılmaz hale geldiğini dile getirdi.
Yurt içi ekonomiye ilişkin değerlendirmelerinde enflasyonla mücadelenin tavizsiz biçimde sürdürülmesi gerektiğinin altını çizen Ünüvar, 2026 yılı sonunda yüzde 30 civarında, 2027 yılında ise yüzde 25’in altına inen bir enflasyon görmenin kolay olmadığını aktardı. Dezenflasyon sürecinin kalıcı hale gelmesi için para politikasının yanı sıra maliye politikasının da destekleyici bir çizgide ilerlemesi gerektiğini ifade eden Ünüvar, aksi halde piyasa faizlerindeki yukarı baskının devam edebileceği değerlendirmesinde bulundu. Yatırımcı tabanını genişletmek ve hane halkının finansal okuryazarlığını artırmak için kullanılan fon mekanizmasında bir aksaklık yaşandığını belirten Ünüvar, bu sorunun azımsanmaması gerektiğini söyledi. Piyasaların bileşik kaplar usulü çalıştığını kaydeden Ünüvar, bir alanda ortaya çıkan sorunun kısa sürede başka alanlara da yayılabileceğini ifade etti.
Fon krizinin çözümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ünüvar, mevcut finansal sistemin adeta bir “yoğun bakıma” alınması gerektiğini dile getirdi. Ortaya çıkan faturanın vergi mükelleflerine ya da geniş halk kesimlerine yüklenmemesi gerektiğini vurgulayan Ünüvar, düzenleyicilerin yalnızca tasfiye sürecini değil sonrasındaki iyileşme dönemini de planlaması gerektiğini belirtti. Sorunun genele maliyet yaratmadan adil bir biçimde çözülmesi gerektiğini vurgulayan Ünüvar, aksi bir yaklaşımın sistemin bütününe duyulan güveni zedeleyebileceği görüşünü paylaştı. Finansal piyasalarda güvenin tesis edilmesinin, yurt içi tasarrufların doğru yönlendirilmesi açısından da belirleyici olduğunu söyleyen Ünüvar, bu süreçte atılacak adımların şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
Enflasyon beklentilerinin yönetilmesinin, para politikasının etkinliği açısından kritik bir unsur olduğunu belirten Ünüvar, piyasa katılımcılarının merkez bankasının politikalarına duyduğu güvenin ancak tutarlı bir iletişimle pekişebileceğini söyledi. Küresel ölçekte borç dinamiklerinin faizler üzerindeki belirleyiciliğinin giderek arttığını aktaran Ünüvar, gelişmiş ekonomilerdeki mali genişleme eğilimlerinin bu baskıyı daha da artırabileceği değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin bu konjonktürde dış finansman ihtiyacını azaltacak yapısal adımlara yönelmesi gerektiğini ifade eden Ünüvar, aksi takdirde küresel faiz ortamındaki dalgalanmalara karşı kırılganlığın süreceğini dile getirdi. Sermaye piyasalarının tabanının genişletilmesi ve hane halkı tasarruflarının uzun vadeli enstrümanlara yönlendirilmesinin, bu kırılganlığı azaltacak başlıca unsurlar arasında yer aldığını belirten Ünüvar, düzenleyici kurumların bu alandaki çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini kaydetti.





