Türkiye’de siyasi partilere duyulan güvenin her geçen gün azaldığı, yurttaşın karar mekanizmaları üzerindeki etkisinin zayıfladığı bir ortamda Yeni Parti’nin kuruluş süreci dikkat çekici bir tartışma başlatıyor. Parti yönetimi, bu girişimi yalnızca yeni bir siyasi oluşum olarak görmüyor; toplumdaki değişim talebini kalıcı bir örgüte dönüştürme projesi olarak tanımlıyor. Demokratik siyaset alanının daralması, partilere duyulan inancın aşınması ve yurttaşın siyasal süreçlerden uzaklaşması, Yeni Parti’nin ortaya koyduğu iddianın arka planını oluşturuyor. Partinin önde gelen isimleri, siyaseti yeniden toplumsal bir görev haline getirmeyi ve üyeyi karar sahibi kılmayı hedeflediklerini dile getiriyor.
Yeni Parti’nin kuruluşunu anlatan açıklamalarda, hiçbir siyasi yapının kendisini toplumsal hareket ilan etmekle gerçekten toplumsal hareket haline gelmeyeceği vurgulanıyor. Bu sözün ilk kez kongreler sürecinde uygulamaya geçirileceği belirtiliyor. Kongrelerde yalnızca yönetici seçiminin yapılmayacağı ifade ediliyor. Parti, bu süreçte üyelerin karar mekanizmalarında doğrudan söz sahibi olacağı, toplumun farklı kesimlerinin kuruluş aşamasında eşit biçimde yer alacağı ve iktidar hedefine şimdiden hazırlanan bir siyaset anlayışının örgüt içinde işlerlik kazanacağını duyuruyor. Böylece antidemokratik bir müdahale karşısında açılan yolun, geçici bir mağduriyet adresine değil, Türkiye’nin demokratik dönüşümünü taşıyacak kalıcı bir toplumsal harekete dönüştürülmesi amaçlanıyor.
Türkiye’nin yeni siyasi partilerin kuruluşuna yabancı olmadığı hatırlatılıyor. Siyasi hayatta birçok partinin, mevcut yapılardaki ayrışmaların, liderlik mücadelelerinin veya seçim hesaplarının sonucunda sahneye çıktığına işaret ediliyor. Bu nedenle bir partinin kendisini yeni olarak tanımlamasının, onun gerçekten yeni olduğu anlamına gelmediği savunuluyor. Bir siyasal yapının yeniliğinin kuruluş tarihiyle değil, siyaset yapma biçimiyle, yurttaşla kurduğu ilişkiyle ve iktidara yüklediği anlamla ölçülmesi gerektiği belirtiliyor. Yeni Parti’nin taşıdığı asıl iddianın da bu noktada ortaya çıktığı ifade ediliyor.
Partinin amacı, Türkiye’de siyaset yapma tarzını değiştirmek olarak açıklanıyor. Eski tip, merkezden yönetilen ve yurttaşı yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan bir parti anlayışının terk edilmesi gerektiği savunuluyor. Üyelerin doğrudan söz ve karar sahibi olduğu, toplumun tüm kesimleriyle sürekli ilişki kuran, siyaseti hayatın her alanına taşıyan ve toplumsal hareket olarak örgütlenmiş bir yapı hedefleniyor. Bu toplumsal hareketin açık bir siyasi yönü ve somut bir iktidar hedefi bulunduğu dile getiriliyor. Yeni Parti’nin yalnızca antidemokratik müdahalelere direnmek, muhalefette yeni bir adres oluşturmak veya belirli bir siyasi geleneğin devamını sağlamak için kurulmadığı vurgulanıyor.
Parti cephesinden yapılan değerlendirmelerde, heyecanın yeni bir tabelanın altında toplanmaktan kaynaklanmadığı belirtiliyor. Asıl heyecanın, siyaseti yeniden toplumsal bir görev haline getirecek, üyeyi karar sahibi yapacak ve Türkiye’yi demokratik bir iktidarla buluşturacak yeni bir hareketin birlikte kurulmasından doğduğu ifade ediliyor. Bu eşikte nasıl bir parti kurulmak istendiğinin, eski tip siyasetten hangi yönlerle ayrılınacağının ve Türkiye’ye ne vaat edildiğinin açıkça ortaya konmasının ortak bir sorumluluk olduğu savunuluyor. Yeni Parti’nin siyasi kuruluşunun yalnızca kendi mensuplarını ilgilendiren bir parti meselesi olarak görülmemesi gerektiği, bu kuruluşun toplumdaki değişim talebini kalıcı bir örgüte ve demokratik mücadelenin güvenilir bir iktidar seçeneğine dönüştürme potansiyeli taşıdığı dile getiriliyor.





