SON DAKİKA

EKONOMİ

Döviz Kazancına Vergi Muafiyeti Şirketleri Zorluyor

Bireysel yatırımcıların bankalarda tuttuğu 150 milyar dolarlık döviz birikiminden yıllardır kazanç vergisi alınmaması, Türkiye ekonomisinde dengeleri sarsan bir sorun olarak öne çıkıyor. Yasa, döviz kazançlarından yüzde 15 ile yüzde 40 arasında vergi alınmasını emrediyor; ancak Maliye Bakanı Mehmet Şimşek döneminde bu uygulamadan vazgeçildi ve 2016 yılında tek bir kişiye özel başlatılan muafiyet zamanla genel bir kanaate dönüştü. Bu durum, döviz kurlarındaki dalgalanmaların önlenememesinde kritik bir etken olarak gösteriliyor.

Vergi alınmamasının bedelini ise üretim yapan ve istihdam sağlayan şirketler ödüyor. Türkiye’de 2,2 milyon şirket 25 milyon kişiye maaş veriyor, servis ve yemek hizmeti sunuyor, vergisini ödüyor; bu şirketler 400 milyar dolar ithalat ve 280 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek ekonominin bel kemiğini oluşturuyor. Döviz kazancı elde eden bu işletmeler yüzde 25 oranında vergi öderken, bireysel yatırımcıların 150 milyar dolarlık birikiminden tek kuruş vergi alınmaması ciddi bir adaletsizlik yaratıyor. Yüksek faiz ortamında ezilen şirketler, bir yandan da bu vergi yüküyle iflas noktasına sürükleniyor.

Döviz açığı, Türkiye ekonomisinin en köklü sorunu olmayı sürdürüyor. Kur yükselişlerinin ve faizlerin enflasyonu tetikleyecek şekilde artmasının arkasında, bir türlü kapatılamayan bu kronik açık yer alıyor; Türk Lirası, dolar ve diğer uluslararası para birimleri karşısında sürekli değer kaybediyor. Faiz ile döviz arasındaki tahterevalli oyunu, biri aşağı inerken öteki yukarı çıkarak ekonomiye büyük zarar veriyor. Döviz açığı köklü biçimde çözülmeden enflasyonun kalıcı olarak aşağı çekilemeyeceği ifade ediliyor.

Merkez Bankası, Temmuz 2026 toplantısında politika faizini altıncı kez üst üste yüzde 37’de sabit tuttu; banka, gerekçe olarak açıkça kurun yükseleceği korkusunu gösterdi. Bu korku nedeniyle faiz indirilemiyor ve piyasalardaki sıkışıklık sürüyor. Vergi alınmaması, dövizin yıllardır durdurulamamasının en önemli nedeni olarak öne sürülüyor. En somut örnek 2021 yılında yaşandı; dolar üç günde 9 liradan 18 liraya çıktı, ardından 12 TL’ye geriledi ve kurda yaşanan bu tür sert dalgalanmalar, manipülatörlerin TL ile istediği gibi oynamasına zemin hazırlıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi dış ticaret verilerine göre, Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan ile 2025 yılında 64,4 milyar dolar dış ticaret açığı verildi. Söz konusu açığın bu yıl 80 milyar dolar civarında olması bekleniyor; 2026 bütçesinde ise faiz gideri 2 trilyon 42 milyar TL olarak öngörüldü. Bu göstergeler, program geciktikçe büyüyen ve geriye dönük telafisi zamanla zorlaşan kalemler olarak dikkat çekiyor; gecikmenin maliyeti her geçen gün artıyor.

Ekonomistler, döviz kazancından vergi alınmaması uygulamasının gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Merkez Bankası’nın kur korkusunu giderecek adımlar arasında akaryakıtta ÖTV ve KDV’nin sıfırlanması da tartışılıyor; ÖTV ve KDV tamamen kaldırıldığında benzinin doğal litre maliyeti 51,60 TL’ye iniyor ve 55 TL’lik tavanın altında kalıyor. Bu kalemde devlete ek bir sübvansiyon yükü doğmuyor; motorinde ise tam tersi bir durum söz konusu olup vergi indirimine rağmen doğal litre maliyeti yüksek seyrediyor. Bütçe tablosunda akaryakıt sübvansiyonunun maliyeti ile gümrük vergisinin öngörülen Hazine geliri, birbirini kısmen dengeleyen iki kalem olarak öne çıkıyor.

İlgili Makaleler